Wednesday, December 16, 2009
Thursday, December 10, 2009
Monday, November 16, 2009
Saturday, November 14, 2009
sessiz çığlık
sevdiklerimizin gitmesini sessizce yaşarken , arzuladılarımız gitmesini neden gürültülü yaşarız. sevdiğimizden kopmak içe dönüşse, arzuladığımızdan kopmak çığlıktır. hem sevip hem arzuladıklarımızdan kopmak: işte bu sessiz çığlıktır.
sevdiğinin gidişinde kabulleniş vardır.
arzu öznesinin gidişinde isyan.
sevdiğinin gidişinde iyi dilekler vardır, daha mutlu olmasını dilersin
arzu öznesinin gidişinde öfke vardır, daha mutlu olsun diyemezsin.
sevdiğin arzu öznesi gidişinde öfke, sevgi, mutluluk, üzüntü vb her tür karşıt duygu vardır.
sevdiklerimizin gitmesini sessizce yaşarken , arzuladılarımız gitmesini neden gürültülü yaşarız. sevdiğimizden kopmak içe dönüşse, arzuladığımızdan kopmak çığlıktır. hem sevip hem arzuladıklarımızdan kopmak: işte bu sessiz çığlıktır.
sevdiğinin gidişinde kabulleniş vardır.
arzu öznesinin gidişinde isyan.
sevdiğinin gidişinde iyi dilekler vardır, daha mutlu olmasını dilersin
arzu öznesinin gidişinde öfke vardır, daha mutlu olsun diyemezsin.
sevdiğin arzu öznesi gidişinde öfke, sevgi, mutluluk, üzüntü vb her tür karşıt duygu vardır.
Sunday, October 18, 2009

Güneşi Gördüm, öncelikle belirteyim, üzerinde uzun uzadıya konuşulması gereken bir film.
Ben seyrettiğime çok memnunum, tabii bazı eleştirilerim var ama öncelikle yönetmen, sonra casting( bence bu kadar değerli oyuncunun bir araya getirilip, bu filme ikna edilmesi bile başlı başına başarı), görüntü yönetmeni, oyuncular ve en son olarak da senariste teşekkür ediyorum.
Mahsun Kırmızıgül, bu film yüzünden çok eleştirildi. anlatmaya çalıştığı konular derin yaralar, tabii kısacık bir filme sığmaz. Mahsun çok fazla konuyu tek bir filme sığdırmaya çalışmış: arada kalmış kürtler(ailenin bir oğlu PKK'lı diğeri asker), doğuda kadın'a verilen/verilmeyen değer(erkek çocuğu olmadığı için kuma getirmek istemesi), göçe zorlanma(hayvancılıktan başka bir iş bilmedikleri halde başka şehirlere göçe zorlanmaları), İnanç (yarı şamanik görüntüler), erken evlilik-akraba evliliği (geri zekalı bir çocuk, 6. doğumdan sonra komplikasyon, 13 yaşında ilk doğumu yapma), cehalet-talihsizlik ve büyük şehire adaptasyon(çamaşır makinası trajedisi, travestiler), cinsiyet baskısı (eşcinsel kardeşin sürekli dayak yemesi, itilip kakılması), başka ülkeye iltica (sosyal devlet örneği, devletin vatandaşına nasıl yardım ettiği) ve tabii bir de aşırı duygusallık yüklü kardelen repliği ve son mektup.
Filmi baştan sona izlerken ağlamadım ama sonrasında içime ağırlık çöktü. sadece "başlık"halinde verdiğini mesajların derinliğini düşündükçe içim acıdı.
Oyunculuğa hayran kaldım. Erol günaydın üstat kısacık rolünde yine gözleriyle, suskun bakışlarıyla, tüm repliklerden daha derin anlatıyordu. altan erkekli, mahsun Kırmızıgül, Şerif sezer, Yıldız kültür, Erol Demiröz, Murat Ünalmış, Demet Evgar, Sarp Apak, Emre Kınay, alper Kul... hepsi müthişti.
Ayrıca bir yerlerde yazılıp çizildi mi bilmem ama ben görüntüleri çok beğendim. Soykut turan!a ayrıca tebrikler.
filmin konusu, oyunculuk, görüntü hepsi müthişti. Sadece fazla mesaj kaygılı olması, tek bir filmde çok fazla mesaj vermesi, mesajları didaktik bir şekilde vermesi hoşuma gitmedi ama diğer yandan çiğ duygusallık ve duygu sömürüsü de yoktu filmde.
Bence kesinlikle görülmesi gereken bir film.

İçinde bulunduğumuz hafta ilk seyrettiğim film buydu. Kız filmi, keyifli vakit geçirmelik diye düşünmüştüm. O kadarcık beklentimi bile karşlamadı. vasat oyunculuk, özensiz senaryo, iyi pazarlama...
Gerard Butler'ın hoş bir adam olduğunu keşfetmek haricinde bir katkısı olmadı bana. Komik olması gereken bölümleri sadece gülümsetebilrdi.
Konu şu: Kendini iş hayatının karmaşasında erkekleştirmiş yani duygusallığını kaybetmiş, mantıklı, titiz, alaycı, hırslı şov dünyasında yapımcı genç bir kadın olan Abby işte elde ettiği başarıyı özel hayatında elde edemez çünkü tam bir kontrol manyağıdır. Kendisine rakip olan ve tarz olarak tam zıt bir adam olan mike ile abby'nin çalıştığı kanal bir anlaşma yaparlar ve bu zıt karakter(açık sözlü, spontan, dobra, hayat dolu, çekici ve tabii maço) ile birlikte çalışmak zorunda kalır. Mike'a sinir olan abby, onun ilişkiler konusundaki uzmanlığından tesadüfen bir telefon görüşmesi sayesinde faydalanır. film boyunca Mike, abby'ye erkeklerin ilişkide bekledikleri konusunda tiyolar verir ve bu sayede Abby harika bir etikete sahip doktoru kendine aşık eder...
filmin her bir sahnesi, diyaloğu öncecen tahmin edilebilir, bu sebeple de heyecansız.
Çok boş vakti olanlar seyredebilir.
Labels:
romantik komedi,
sinema,
the ugly truth
Friday, October 16, 2009
Müşteri temsilcisi diye google’da aratınca call center görseli çıkıyor karşımıza. Neden? Çünkü genel algı bu: müşteri ile call center elemanı gibi konuşup, müşterinin siparişini ilgili birime aktaran kişi gibi algılanıyor müşteri temsilcileri.
Bir nevi kalifiye kurye
Veya
Walkie talkie.
İstediğiniz kadar yırtınının “ben sipariş elemanı” değilim diye… Algı bu…
Bunu değiştirmenin tek yolu eski algının üstüne yeni bir algı inşa etmek.
Eğer işinin erbabı, işini bilen olarak bilinmek istiyorsanız öyle olun.
İşiniz ile ilgili meraklı olun, boş vakitlerinizde araştırın, yüzelsel bilgi yerine derinlemesine bilgi edinin.
Fikir sahibi olmaktansa fikir üreten olun.
Dinleyin, anlayın, düşünün, harekete geçin.
Bunu yapınca kazanırsınız. Dinlemek hepsinin başı.
Dinlemiyorsanız, dinlenmeyi beklemeyin.Saygı duymuyorsanız, saygı görmeyi beklemeyin.
Anlamak, içselleştirmek empati kurmaktır. Müşterinin isteğinin gerekçesini anlayın.
İsteği en doğru, en makul nasıl çözerim’i düşünün.
Ve tabii en son olarak harekete geçin!
Biz genelde bu aşamalardan 1 veya bir kaçını vakitsizlikten atlarız. Halbuki vakitsizlikten dolayı bu adımları mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Aksi takdirde 1 işi birkaç kez yaparız. Ne müşteri ne kreatif ne de biz tatmin olabiliriz…
Bloglarda gezmek, online, offline araştırma yapmak benim işimin bir parçası. Sizinkinin de olmalı. Online marketing blogları, intranet, google vb… gezmek, yapılan işlere, sektöre merak duymak gerek.
Merak etmek için de SEVMEK gerek.
İşinizi sevin, her yeni günü bir öncekinden farklı kılın. Tecrübenizi tekrarlamayın, yaratıcı olun ve her yeni gün yeni bir şey öğrenin. Bu iş, bize her gün yeni bir şey öğrecek kadar geniş ufka sahip.
Ben kendime her akşam yatmadan evvel şunları soruyoum: “bugün ne öğrendim? “ “bugün dünkünden farklı ne yaptım?” “kimseyi kırdım mı?”
Sonuncusu tabii insan ilişkilerine verdiğiniz önemle ilgili. Başarıya giden her yol mübah değil, bunu biliyorum. Sadece işiniz görülüsün diye arada insanları kırıp geçiyor, diğerlerine iftira atıyor, diğer birimdeki arkadaşlarınızı eziyor, yanınızda çalışanları gereksiz yere hırpalıyor, yalan söylüyor, başkalarının başarısını üzerinize alıyor iseniz bence başarısızsınız demektir.
Başarı, her alanda dengeli ve mümkün olduğunca dürüst olmaktır: en başta kendinize.
Dengeyi bulan mutlaka kazanır.
Bir nevi kalifiye kurye
Veya
Walkie talkie.
İstediğiniz kadar yırtınının “ben sipariş elemanı” değilim diye… Algı bu…
Bunu değiştirmenin tek yolu eski algının üstüne yeni bir algı inşa etmek.
Eğer işinin erbabı, işini bilen olarak bilinmek istiyorsanız öyle olun.
İşiniz ile ilgili meraklı olun, boş vakitlerinizde araştırın, yüzelsel bilgi yerine derinlemesine bilgi edinin.
Fikir sahibi olmaktansa fikir üreten olun.
Dinleyin, anlayın, düşünün, harekete geçin.
Bunu yapınca kazanırsınız. Dinlemek hepsinin başı.
Dinlemiyorsanız, dinlenmeyi beklemeyin.Saygı duymuyorsanız, saygı görmeyi beklemeyin.
Anlamak, içselleştirmek empati kurmaktır. Müşterinin isteğinin gerekçesini anlayın.
İsteği en doğru, en makul nasıl çözerim’i düşünün.
Ve tabii en son olarak harekete geçin!
Biz genelde bu aşamalardan 1 veya bir kaçını vakitsizlikten atlarız. Halbuki vakitsizlikten dolayı bu adımları mutlaka gerçekleştirmeliyiz. Aksi takdirde 1 işi birkaç kez yaparız. Ne müşteri ne kreatif ne de biz tatmin olabiliriz…
Bloglarda gezmek, online, offline araştırma yapmak benim işimin bir parçası. Sizinkinin de olmalı. Online marketing blogları, intranet, google vb… gezmek, yapılan işlere, sektöre merak duymak gerek.
Merak etmek için de SEVMEK gerek.
İşinizi sevin, her yeni günü bir öncekinden farklı kılın. Tecrübenizi tekrarlamayın, yaratıcı olun ve her yeni gün yeni bir şey öğrenin. Bu iş, bize her gün yeni bir şey öğrecek kadar geniş ufka sahip.
Ben kendime her akşam yatmadan evvel şunları soruyoum: “bugün ne öğrendim? “ “bugün dünkünden farklı ne yaptım?” “kimseyi kırdım mı?”
Sonuncusu tabii insan ilişkilerine verdiğiniz önemle ilgili. Başarıya giden her yol mübah değil, bunu biliyorum. Sadece işiniz görülüsün diye arada insanları kırıp geçiyor, diğerlerine iftira atıyor, diğer birimdeki arkadaşlarınızı eziyor, yanınızda çalışanları gereksiz yere hırpalıyor, yalan söylüyor, başkalarının başarısını üzerinize alıyor iseniz bence başarısızsınız demektir.
Başarı, her alanda dengeli ve mümkün olduğunca dürüst olmaktır: en başta kendinize.
Dengeyi bulan mutlaka kazanır.
Wednesday, October 14, 2009
Subscribe to:
Posts (Atom)