AÇIK GÜRÜLTÜ
Açık ofiste çalışmanın sorunlarından biri….Sürekli bir uğtultu.
Ofisten çıktıntan sonra telefon sesi, sokaktan geçen araba sesi dahil hiç bir sese tahammülüm kalmıyor.
Eve girdiğim andan itibaren sessizlik bekliyorum ama nafile…
Oturduğum ev bir meydana cepheli ve insanlar sokaklarda bağıra çağıra konuşuyor, 50m aşağıdaki rum tavernası akşam 9 buçuk gibi yüksek sesli müzik programına başlıyor. Kurye motorları vızır vızır kapımın önünden geçiyor. Pahalı hız arabalarını otoparktan retoranların önüne getiren vale parkingcilerin acı fren sesleri veya 50 metrelik yolda 4. vitese çıkmalarından kaynaklı motorların acıklı sesi…
Bir de evin içinde buna kettle sesi eklenince tam tımarhanelik oluyor.
Kettle sesi dedim evet. Çünkü benim evimde kettle bile aşırı gürültülü çalışıyor.
Ofise geri dönecek olursak, buradaki rahatsız edici seslere bir diğer örnek ise hızla yazı yazmaktan mütevellit klavye sesi.
Çık çıkı çık tüm gün beynimi kemiriyorlar.
Cep telefonlarının melodilerine ne demeli? Polifonik kakafoni! “Sessiz” modu var telefonların çoğunun ama her nedense “titreşimde bırakma” yı tercih ediyor bir çok çalışma arkadaşım. Bu sebeple Ajans içinde bir çok titreşimin armonisini yakalayıp, bir nevi deprem provası yapıyoruz.
Kulaklıkla çalışan iş arkadaşlarımız ise bazen dinledikleri müziğin ritmine kendilerini kaptırıp, yüksek sesle şarkı söylüyorlar
Sonra bir de ofisin bir ucundan diğer ucuna bağırarak konuşan ofis magandaları var.
Diğer bir çıldırtıcı gürültü ise yüksek ökçeli veya altı makosen olan ayakkabıların yürürken yaptığı ses.
Bunları hiçbiri yetmezse, ajans içinde yüksek sesle müzik dinlenmesi de ekstra çıldırtıcı bir durum.
Son olarak printer sesi, dolap açıp kapama seslei, kulaklıkların altın tiz bir tıslama gibi gelen müzik sesleri...
Tamamen sessizlik garanti eden kulaklıklardan almak istiyorum. Sonra çalsın telefonlarım zırıl zırıl, ses kirliliğine biraz da ben katkıda bulunayım!
Thursday, January 20, 2011
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
0 comments:
Post a Comment